Lübnan Halkının Direnişi ile Dayanışma için Uluslararası Beyrut Konferansı başarıyla gerçekleşti

beyrut jonferansı

Dünyanın dört bir köşesinden gelen savaş karşıtları, anti-emperyalistler, dayanışma gönüllüleri, 16-19 Kasım tarihleri arasında Lübnan Halkıyla Dayanışma için Uluslararası Beyrut Konferansı‘nda buluştu.

Lübnan Komünist Partisi, Hizbullah, Ulusal Birlik Platformu, Halk Hareketi gibi yurtsever direniş cephesi güçleri tarafından çağrısı yapılan konferansta, 5 kıtanın tümünden 40 yakın ülkeden gelen 400’e yakın katılımcı, Beyrut’ta Birleşmiş Milletler UNESCO tesislerinde üç gün boyunca, beş ayrı atölyede Lübnan’ın, bölgenin ve dünyanın temel sorunlarını tartıştı.

Türkiyeli savaş karşıtları, anti-emperyalistler ve dayanışma gönüllüleri Uluslararası Beyrut Konferansına dikkat çekici bir delegasyonla katıldılar. Aralarında yazar Nuray Mert, araştırmacı Kenan Kalyon, ’68 gençlik liderlerinden Mustafa Yalçıner, ÖDP Genel Başkan yardımcısı Hakan Tahmaz, Grup Yorum üyesi Cihan Keşkek‘in de bulunduğu Türkiye delegasyonu 40’a yakın kurumdan 50’ye yakın katılımcıyla Beyrut Konferansı’nın en kalabalık delegasyonlarından biriydi. Türkiye delegasyonu düzenlenen atölye çalışmalarının tümüne katıldı. Oluşturulan çalışma gruplarında yer aldı ve konferansa önemli katkılarda bulundu.

Konferansa Türkiye’den katılanların bir bölümü, önünde Türkçe-Arapça-İngilizce “Ortadoğu’da Direniş Kazanacak – Türkiyeli Anti-Emperyalistler” yazan bir pankart bulunan bir otobüsle ve uzun bir yolculuğun sonunda Beyrut’a geldiler.

Uluslararası Beyrut Konferansı’nda Türkiye’den şu kurum ve kuruşlardan temsilciler vardı. TAYAD, İnsani Yardım Vakfı, Doğu Konferansı, Halkların Ortadoğu Projesi Koordinasyonu, Temel Haklar Federasyonu Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Lübnan İçin Elele, Emek Partisi (EMEP), Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) Sosyalist Emek Hareketi (SEH) Toplumsal Özgürlük Platformu, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Amargi Kadın Kooperatifi, Özgür Eğitim Platformu, Öğrenci Postası Gazetesi, Feminist Hareket Dergisi, İdil Kültür Merkezi, Grup Yorum, Sosyalist Gençlik Derneği (SGD), Evrensel Gazetesi, Atılım Gazetesi, Samandağ Cemre Gazetesi, Öğrenci Postası Gazetesi, Feminist Hareket, Bilinç ve Eylem, Red, Kaldıraç ve Birleşik İşçi dergileri.

Etkinlikler çerçevesinde, film gösterileri, şiir ve müzik dinletileri de düzenlendi. Konferansın giriş salonunda yine Türkiye’den Leman Dergisi’nin açtığı “Savaşa Karşı Karikatür” sergisi katılımcıların ilgisini çekti.

Beyrut Konferansı’na katılan Türkiye delegasyonunun bir bölümü Konferans Sonuç Toplantısı öncesinde “Türkiye’den Anti-Emperyalist Grup ve Bireyler” imzasıyla ortak bir basın açıklaması yaptılar. İngilizce ve Türkçe olarak yayınlanan açıklama Konferans Organizasyon Komitesi’ne de iletildi. Konferansa katılan Türkiyeli grupların çoğu delegelere kendi tezlerini anlatan metinler, broşürler dağıttılar.

Reklamlar

Lübnan’da Bir Konferans

Yarın farklılaşabilir; ancak öyle anlaşılmaktadır ki, bugünün dünyasında, işçi hareketinin temsilcileri olarak komünistler, çıkarları emperyalizmle çelişen daha değişik sınıf ve katmanların temsilcilerinden olan sosyalistler ve demokratlar kadar, aynı türden temsili niteliğe sahip belirli dinsel eğilimlerle de emperyalizme karşı birlikler oluşturabilecekler. Ve bu birlikler, işçi sınıfı ile ezilen halkların emperyalizme karşı birlik ihtiyacı kapsamında şekillenecek. Kim ki, bugünkü koşullarda ‘yobazlık’, ‘irtica’ vb. gerekçelerle bu tür birliklere karşı durur, bu karşı duruş, halkların talan, zorbalık ve esaretten kurtuluş ihtiyacına ve dünya devrimine karşı duruş olacaktır. Devrimci olmak ve devrimci kalmak, kapitalist gericiliğin irtica korkuluğuna kanmakla değil, anti-emperyalist mücadelede işçilerle ezilen halkları birleştirici çabayla olanaklıdır. Okumaya devam et

Yeni konferanslar düzenlenmeli

Gözde Mutlucan – HOP/EHP Gençliği

Bence konferans gayet olumlu geçti. Lübnan’da tanıklık yapmamız da çok değerliydi. Kafilede bulunan öğrenci arkadaşlarla dönüşte üniversitelerde nasıl bir çalışma yürütebileceğimizi  konuşmaya başladık bile. Gördüklerimizi ve İsrail saldırısına kayıtlarla kanıtlarla birebir tanıklık ettiklerimizi üniversitelere yaymaya çalışacağız.

Konferansın geneli açısından, yapılan tartışmalardan beklediğimi buldum mu? Az çok bulduğumu söyleyebilirim. Genel olarak Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı nasıl mücadele edeceğimizden ziyade birkaç farklı proje geliştirilmeye çalışılmış. Lübnan direnişine yoğunlaşan bir konferanstan bu beklenen bir sonuç olmakla beraber bende daha kapsamlı bir projenin, bir önerinin tartışılacağı gibi bir beklenti de vardı. O konuda pek bir ortaklaşma olmadı. Hem Türkiye hem de diğer uluslararası delegasyonların en yoğun katıldığı direniş ve strateji atölyesi direnişin selamlanmasından pek öteye gidemedi. Önümüzdeki süreçte daha kapsamlı bir şekilde ne yapılması gerektiğini netleştirmek için bu konferansın devamı getirilmeli. Yeni toplantılar yapılmalı.

Bence, bizim Türkiye’den gitmemiz ve organize bir şekilde gitmemiz çok değerli bir çabaydı. Bir dizi sıkıntılar yaşadık ama genel olarak olumlu izlenimlerle ayrıldım.

Beyrut’ta olmamız direniş güçlerine moral verdi

İlker Erarslan – HOP/EHP

Çok fazla bir şey söylemeyeceğim, muhtemelen aklımdakiler daha önce de söylenmiştir. Özetle; konferansın başarılı olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’den gidenler olarak da ciddi bir etki yarattığımızı düşünüyorum. En kalabalık gruplardan birisiydik. Dayanışma adına çok ciddi bir çalışmaydı. Konferansta Lübnan Komünist Partisi ve Hizbullah temsilcilerin “Sizin buraya gelmiş olmanız, burada bulunmanız bile yeterli” dediler.

Bununla beraber tartışmalara katıldık. Yapılabilecekleri yapmaya çalıştık. O açıdan başarılı olduğunu düşünüyorum. Sonuçları konusunda da; bu çalışmanın ne kadar somutlaşacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Direnişe ‘tanıklık’ etmek

Zafer Ülger – HOP

Ben orada çok ikili bir duygu hissettim. İkili bir izlenimim söz konusu. Bir yandan saldırı ve işgalin arkasında dünya üzerindeki tehdidi çok ciddi bir şekilde görüyorsunuz. İsrail saldırısı sivilleri hiçbir şekilde kazara öldürmedi. Bunu bombardımanın yapılış biçiminde bile çok net bir şekilde görülüyordu. Hizbullah binası tümüyle yıkılırken etrafındaki binalara zarar verilmiş. Dolayısıyla yapılmak istenilen şey sivil halka “sizin bombalanmanızdan, katledilmenizden asıl sorumlu olan Hizbullah’tır” mesajı vermek olmuş. Asıl olarak bir iç savaş yaratılmak istenmiş.

Yani bir tarafta muazzam yıkıcı bir gücü var. Dünyanın karşı karşıya kaldığı tehlike böyle bir şey. Muazzam yıkıcı güçlere sahip bir emperyalizm ve onun Ortadoğu’daki savaş makinesi İsrail var ama diğer taraftan da muazzam bir umudu gördüm. Çünkü o güç durduruldu. Üstelik bu gücü durduran da küçük bir ülkenin Hizbullah ve Komünist Partisi gibi çok da büyük olmayan güçleri.

Peki bu büyük olmayan direniş güçleri saldırıyı nasıl durdurdu? Bunu çok hissettim; saldırıyı durduran birlikti. Direniş konusunda iki taraf da çok net. Direniş konusunda Hizbullah ve LKP ve diğer özneler arasında en azından şu anda çok net ve diplomatik bir birlik var. Dünyanın en büyük askeri gücünü durdurulması da bu küçük ülkedeki birlik üzerine yükseldi. Umudu veren de bu.

Bu küçücük ülkede bu kadar farklı toplumlar bu kadar mozaik varken, emperyalizmin oyunlarına, yani bölünmeye, yani karıştırılmaya bu kadar müsaitken; üstelik de 1930’lardan bu yana bu kadar iç-savaş yaşamışken bu yapılabiliyorsa, yani İsrail durdurulabiliyorsa bu dünyanın her tarafında yapılabilir.
Evet sıcak savaş Lübnan’da da yaşandı. Yarın nereye sıçrayacağını da bilmiyoruz. Bu günden mevzileri güçlendirmek gerekiyor. Lübnan’da kazandıran politikanın birlik olduğunu defalarca ve defalarca altını çizmek gerekiyor. Direniş konusunda tutum alan herkes ile birlikte durmak bugünün en temel görevi olarak görüyorum.

Lübnan direnişine “bizden talepleriniz nelerdir” diye sorduğumuzda “tanık olmanızı istiyoruz” dediler. Dolayısıyla bu tanıklığı şimdi layıkıyla yerine getirmemiz gerekiyor. Biz turist olarak değil direnişle dayanışmaya gittik. Orada direniş için yapabileceğimiz şey sınırlıydı. Geriye döndüğünüzde bulunduğumuz yerde, bölgemizde, mahallemizde, işyerimizde, okulumuzda bu tanıklığı örgütlememiz gerektiğini düşünüyorum.

Direnişe sıcak bakmayan Lübnan hükümetinin sokaktaki askerlerinin fotoğraf çekilmesini istemediklerini gördüm. Hizbullah ve LKP’nin bizden tanıklık etmemizi istemesi bile kendi başına büyük bir anlam taşıyor. Bunun anlamı da şu: evet emperyalizm Lübnan’ı dünyaya kapatmak, bölmek, bir iç-savaşa sürüklemek ve yönetmek istiyor. O zaman bizim görevimizin de bu sınırları açmak, yaşananları her yerde anlatmak ve emperyalizme karşı bütün bu parçaları birleştirmek olduğunu düşünüyorum.

Dolayısıyla şimdi asıl iş bize verilen görevi, yani tanıklığı gerçekleştirmektir. Bunun için elimizdeki her türlü belgeyi, toplandığımız her türlü izlenimi, her türlü kaydı birleştirecek internet sitesi, gazete, basın… her türlü imkanı kullanarak yaymalıyız.

En kısa zamanda buradaki bütün tanıklıkları birleştirecek bir konferans yapmalıyız. Bunu Lübnan’a giden herkesi kapsayacak biçimde örgütlemeliyiz. Sanırım buradaki birçok arkadaş bu konuda zaten hemfikir. Dolayısıyla iki hafta içinde böyle bir çalışmayı organize edebilirsek direnişin iki haftalık görevini yerine getirmiş oluruz.

Türkiye için somut adımlar saptamalıyız

Cihan Çelik – Evrensel Gazetesi

Konferans kritik bir dönemde yapıldı. Hem Lübnan özeli hem de bölge geneli açısından gayet de anlamlı ve önemli bir konferans oldu. Bazı ve aslında bilinen ihtiyaçları ortaya koydu. Lübnan özelinde bizim gördüğümüz en azından konferans örgütleyicileri açısından gerek Lübnan Komünist Partisi gerek Hizbullah, Ulusal Cephe ve diğer katılımcılar Lübnan halkının yıllardır hasret olduğu ulusal birlik ihtiyacını ortaya koyuyorlar ve yönde somut adımlar atmaya başlamışlar.

Öte yandan bölge genelinde ise uzun süredir ittifak yapmamak konusunda ittifak yapmış Arap dünyasının Lübnan başta olmak üzere Filistin ve biraz sorunlu olsa da Irak ve bölgedeki direniş ve işgal karşıtı hareketler konusunda bir birlik yakalamak istediklerini ve ortak bir mücadele hattı örmek istediklerini ortaya koyan bir konferans oldu. Tabii bu henüz çok yeni ve emekleyen bir süreç ama bunun yükseltilmesi ve diğer ülkelerde, konferansta yer almayanlar arasında da geliştirilmesi gerekiyor.

Diğer bir konu ise uluslar arası toplumun, işgal karşıtlarının Lübnan halkı ve İsrail işgal ordusunda karşı kahramanca bir mücadele vermiş olan direnişe gösterdiği dayanışmadır. 34 ülkeden 400 insan Lübnan halkıyla dayanışmak için gayet iyi bir refleks gösterdi. Türkiye’de ise bizim artık dayanışmanın da ötesinde bu konferans sonuçları üzerinden neler yapabileceğimizi düşünmemiz ve planlamamız gerekiyor.
Sonuç deklarasyonunda bazı eksiklikler söz konusu. Eylem takvimlerinden bahsedildi. Benim en çok önem verdiğim uluslar arası bir medya boyutunun oluşturulması konusunda güzel öneriler oldu.

Benim önerilerim daha ziyade bizim Türkiye’de neler yapabileceğimiz ve Türkiye’deki işgal karşıtlarının durumuna ilişkin olabilir. Konferanstan çıkarttığımız sonuçlara Türkiye’deki gelişmeleri ekleyerek daha somut adımlar atmak gerekiyor. Şu anda bunun adını tam olarak koyamasak da orada verilen ortak mücadele hattının forumu ne olursa olsun Türkiye’deki bir şekilde birleştirmeliyiz. En basitinden dönüşte bir Beyrut izlenimleri, tanıklık ettiklerimiz üzerinden bir konferans örgütlenilebilir. Bu hem bir bilgilendirme toplantısı olur hem de Türkiye’de bunların üzerinde neler yapabileceğimizi konuşabiliriz. Konferans bunun bir başlangıcı olur ve oradan ve çıkacak kararlar üzerinden gelişmeleri takip etmek önemli olacaktır.

Savaş karşıtı hareket ırk, dil, din ayırmıyor

Meral Candan Lübnan İçin Elele

Lübnan İçin Elele web sitesi adına ve bağımsız bir aktivist olarak katıldım. Konferans değerlendirmek pek bana düşmeyecek çünkü dil problemim olduğu için çok fazla bir şey anlayamadım.

Benim açımdan birçok “ilk” bir araya geldi. İlk defa yurtdışına çıkıyorum, ilk defa bir uluslararası konferansa katılıyorum, ilk defa direniş hareketini bu kadar yakından gözlemliyorum ki bunun geçmişi 12 Temmuz’a dayanıyordur benim için… Böylesi ilkleri bir arada barındırıyor olması katılımı benim için çok daha özel kıldı.

İlk defa bir konferansa katılıyor olmama rağmen dikkatimi çeken şeylerden birisi çok farklı yerlerden çok değişik ülkelerden katılımın gerçekleşmiş olması. Bu da demektir ki dünyadaki savaş karşıtı hareketin kapsamı çok genişlemiş; artık ırk, dil, din tanımıyor; sadece belli kesimlere hitap etmiyor… Bunu görmek çok güzeldi. Ayrıca katılımcıların aktif olduğunu görmek çok güzeldi.

Bundan ne sonuç çıkar? Önemli olan bundan sonra savaş karşıtı hareketin ya da direnişin devamlılığına dair uluslar arası çapta ne yapılabileceğidir. Ben asıl bunu merak ediyorum. Bundan sonra da bu çalışmaların içinde bir biçimde yer alacağım.