Beyrut Konferansı Katılımcıları Cumartesi Günü Eğitim Sen’de İzlenimlerini Aktaracak

Eğitim-Sen LogoLübnan Halkı’nın Direnişiyle Dayanışma İçin Uluslararası Beyrut Konferansı‘na katılan Türkiye delegasyonundan çeşitli isimler, 17 Şubat Cumartesi (yarın) Saat:14.00’de, Eğitim-Sen 6 Nolu Şube lokalinde düzenlenecek olan sohbette hem konferans izlenimlerini hem de Lübnan’da yaşanan son durumu değerlendirecekler. Toplantı herkesin katılımına açık. Okumaya devam et

Reklamlar

Direnişi Desteklemek İçin Uluslararası Beyrut Konferansı Sonuç Bildirgesi yayınlandı

16-19 Kasım Tarihleri arasında Lübnan’ın başkenti Beyrut’da düzenlenen Direnişi Desteklemek İçin Uluslararası Beyrut Konferansı’nın Sonuç Bildirgesi yayınlandı. Konferans kapsamında gerçekleştirilen atelyelerin – Strateji, Medya, Hukuk, Yeniden İnşa ve Direniş ağı- çalışma sonuçlarını da içeren bildirgenin tam metni. Okumaya devam et

Bıçak sırtındaki ülke: Lübnan

Lübnan Sanayi Bakanı Pierre Gemayel’in öldürülmesinden iki gün önce, Ortadoğu’da ve dünyada, Amerika’nın ve müttefiklerinin bölge üzerindeki savaş ve saldırganlık politikalarına karşı çıkanlar, bu karşı çıtası örgütleyenler, 16-19 Kasım tarihleri arasında ‘Uluslararası Beyrut Konferansı’nda bir araya geldiler.

Konferansın çağrısını yaz aylarında İsrail’e karşı zafer kazanarak Amerika’nın ve İsrail’in yenilmez olmadığını bütün dünyaya gösteren Hizbullah ve Lübnan Komünist Partisi yaptı. Toplam 300 kişinin katıldığı konferansa Senegal’den Avustralya’ya, Kongo’dan Amerika’ya, dünyanın çok çeşidi ülkelerinden katılımın olması bu zaferin tüm dünyaya nasıl bir ilham kaynağı olduğunu ve tüm dünyadaki savaş ve kapitalizm karşıdarının ilgisinin bir kez daha bölgeye odaklanmasını sağladığını gösteriyordu. Arife Köse / Birgün Okumaya devam et

Lübnan Halkının Direnişi ile Dayanışma için Uluslararası Beyrut Konferansı başarıyla gerçekleşti

beyrut jonferansı

Dünyanın dört bir köşesinden gelen savaş karşıtları, anti-emperyalistler, dayanışma gönüllüleri, 16-19 Kasım tarihleri arasında Lübnan Halkıyla Dayanışma için Uluslararası Beyrut Konferansı‘nda buluştu.

Lübnan Komünist Partisi, Hizbullah, Ulusal Birlik Platformu, Halk Hareketi gibi yurtsever direniş cephesi güçleri tarafından çağrısı yapılan konferansta, 5 kıtanın tümünden 40 yakın ülkeden gelen 400’e yakın katılımcı, Beyrut’ta Birleşmiş Milletler UNESCO tesislerinde üç gün boyunca, beş ayrı atölyede Lübnan’ın, bölgenin ve dünyanın temel sorunlarını tartıştı.

Türkiyeli savaş karşıtları, anti-emperyalistler ve dayanışma gönüllüleri Uluslararası Beyrut Konferansına dikkat çekici bir delegasyonla katıldılar. Aralarında yazar Nuray Mert, araştırmacı Kenan Kalyon, ’68 gençlik liderlerinden Mustafa Yalçıner, ÖDP Genel Başkan yardımcısı Hakan Tahmaz, Grup Yorum üyesi Cihan Keşkek‘in de bulunduğu Türkiye delegasyonu 40’a yakın kurumdan 50’ye yakın katılımcıyla Beyrut Konferansı’nın en kalabalık delegasyonlarından biriydi. Türkiye delegasyonu düzenlenen atölye çalışmalarının tümüne katıldı. Oluşturulan çalışma gruplarında yer aldı ve konferansa önemli katkılarda bulundu.

Konferansa Türkiye’den katılanların bir bölümü, önünde Türkçe-Arapça-İngilizce “Ortadoğu’da Direniş Kazanacak – Türkiyeli Anti-Emperyalistler” yazan bir pankart bulunan bir otobüsle ve uzun bir yolculuğun sonunda Beyrut’a geldiler.

Uluslararası Beyrut Konferansı’nda Türkiye’den şu kurum ve kuruşlardan temsilciler vardı. TAYAD, İnsani Yardım Vakfı, Doğu Konferansı, Halkların Ortadoğu Projesi Koordinasyonu, Temel Haklar Federasyonu Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, Lübnan İçin Elele, Emek Partisi (EMEP), Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) Sosyalist Emek Hareketi (SEH) Toplumsal Özgürlük Platformu, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Amargi Kadın Kooperatifi, Özgür Eğitim Platformu, Öğrenci Postası Gazetesi, Feminist Hareket Dergisi, İdil Kültür Merkezi, Grup Yorum, Sosyalist Gençlik Derneği (SGD), Evrensel Gazetesi, Atılım Gazetesi, Samandağ Cemre Gazetesi, Öğrenci Postası Gazetesi, Feminist Hareket, Bilinç ve Eylem, Red, Kaldıraç ve Birleşik İşçi dergileri.

Etkinlikler çerçevesinde, film gösterileri, şiir ve müzik dinletileri de düzenlendi. Konferansın giriş salonunda yine Türkiye’den Leman Dergisi’nin açtığı “Savaşa Karşı Karikatür” sergisi katılımcıların ilgisini çekti.

Beyrut Konferansı’na katılan Türkiye delegasyonunun bir bölümü Konferans Sonuç Toplantısı öncesinde “Türkiye’den Anti-Emperyalist Grup ve Bireyler” imzasıyla ortak bir basın açıklaması yaptılar. İngilizce ve Türkçe olarak yayınlanan açıklama Konferans Organizasyon Komitesi’ne de iletildi. Konferansa katılan Türkiyeli grupların çoğu delegelere kendi tezlerini anlatan metinler, broşürler dağıttılar.

Lübnan Konferansı: ‘Bush politikalarını defedeceğiz’

Gökhan Taşyakan/Öncül Kırlangıç

“Lübnan’daki tüm direniş güçleriyle bir araya gelip, yasadışı hükümeti iktidardan indirecek ve yeni yönetimle Bush politikalarını ülkeden defedeceğiz”

Direnişi Desteklemek İçin Uluslararası Beyrut Konferansı 16–19 Kasım tarihleri arasında Beyrut’ta gerçekleştirildi. Lübnan’la dayanışmak için dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 400 delegenin katılımıyla gerçekleşen konferansa Türkiye’den çeşitli örgütlerin yanı sıra Sosyalist Demokrasi Partisi’nden de bir heyet katıldı.

Konferans sonucunda çeşitli atölyelerin faaliyetleri ortaklaştırılarak bir sonuç deklarasyonu da yayınlandı. Lübnan direnişinin çeşitli yönleriyle ele alındığı deklarasyon bölgedeki ABD ve İsrail saldırılarına karşı ortak bir cephenin oluşturulması çağrısında bulundu. Deklarasyonda ayrıca “Ortadoğu’da öngörülen ABD planlarına karşı biçimi ne olursa olsun, tüm gruplar birlikte mücadele etmelidir. Direniş, sadece Filistin, Lübnan ve Irak’ta değil, bölgenin tamamında desteklenmeli ve yükseltilmelidir. Onlarca katliam ve insanlık suçuna imza atan İsrail’e karşı, direniş yanlısı benzer uluslararası toplantılar yaygınlaştırılmalı, savaş suçlarına karşı yasal girişimlerde bulunulmalıdır” denildi.

Direniş kenti Beyrut
Konferans için Lübnan’a giden delegasyonu oldukça yoğun bir program bekliyordu. 16 Kasım’da gerçekleştirilen açılışın ardından ertesi gün atölye çalışmalarına geçildi. Delegasyonun önerilerinin toplandığı atölyelerde özellikle Irak direnişi üzerine yoğun tartışmalar yaşanırken Lübnan direnişi de selamlandı. Hizbullah ve Lübnan Komünist Partisi’nin ittifakı da merak edilen konuların başında geliyordu. İlk günün sonuçları için yapılan sunumun ardından somut öneriler yeniden toparlandı.

Ertesi gün konferans katılımcıları Güney Beyrut’u gezerek direnişin boyutları hakkında fikir edinmeye çalıştılar. Hizbullah’ın kontrolü altında bulunan daha önce 10 bin kişinin yaşadığı Hated Harik bölgesine giden katılımcılar önce hazırlanan karikatür sergisini gezdiler ve ardından bombalanan evlerin arasında savaş gerçeğiyle karşılaştılar. Nasrallah’ın evlerinden birinin bulunduğu bölge, yoğun bir kuşatma altında kalmış ve neredeyse “taş taş üstünde” bırakılmamıştı. Ancak buna rağmen İsrail saldırısının 2 saat öncesinde haber alınması bir katliamın önüne geçilmesini sağlamış ve 12 kayıpla bölge direnişin kalelerinden biri haline getirilmişti. Bölgede yaşayan insanların şu anda kiralık evlere yerleştirildiği, yaşamlarının normal şartlarda devam ettiği ve bir yıl içerisinde evlerine geri dönüşün sağlanacağının bildirildiği gezide tüm Güney Beyrut için imar projesinin Hizbullah ve devlet tarafından ortak hazırlandığı da ifade edildi. Şu anda bölgenin kontrolü halen Hizbullah’ın elinde bulunmakta ve Lübnan ordusu Hated Harik’e girmemektedir.

Güney Lübnan’dayız
Konferans yapılan gezinin ardından devam ederken bir sonraki günkü adres Güney Lübnan’dı. Güney Lübnan yolculuğu sırasında sürpriz bir biçimde konferans delegasyonunun karşısına çıkan Hizbullah’ın Güney Lübnan sorumlusu Şeyh Nebil Kavuk düzenlenen toplantıyla katılımcılara seslendi. Ülke içindeki siyasi durum üzerine bilgi veren Kavuk “Lübnan’daki tüm direniş güçleriyle bir araya gelip, yasadışı hükümeti iktidardan indirecek ve yeni yönetimle Bush politikalarını ülkeden defedeceğiz” dedi. Daha sonrasında İsrail sınırına kadar giden delegasyon burada çeşitli incelemelerde bulunurken, yıkılan evler ve devam eden yaşam direnişin gücünü gösterir nitelikteydi.

‘İdeolojiler ayrı, politikalar bir’
Lübnan direnişi üzerine birçok şey söylemek mümkün! Ancak Lübnan’da ilk gördüğümüz elbette ki Hizbullah gerçeği. Ülkenin ciddi bir bölümünü kontrolü altında tutan Hizbullah militanları başta olmak üzere Lübnan halkları, İsrail Siyonizmi’ne karşı göğüs göğüse çarpışmış ve görünen tablo içerinde net bir zafer kazanmış durumda. Bunun başlıca nedeni Güney Lübnan’da kara harekâtı gerçekleştiren İsrail Siyonizmi’nin sadece birkaç kilometre ilerleyebilmiş olmasından kaynaklanıyor. Ve tabi ki Lübnan halkının bugün sahip olduğu motivasyon, bütün yıkımın içerisinde yaşamın ısrarlı bir biçimde sürdürülmesine olanak sağlıyor.

Lübnan Komünist Partisi (Lcparty)’de direniş güçleri içerisinde yer alıyor. 5 kasabanın kontrolünü elinde bulunduran Lcparty İsrail siyonizminin saldırısı sırasında 7 üyesini kaybetmiş. Üyelerinin yüzde 70’i Müslüman olan Lcparty daha çok Güney Lübnan’da ve yoksullar içerinde örgütlü. Gücü oranında direnişe destek veren Lcparty’nin temsilcileri “ülkemiz işgal altındayken gücümüz yok, imkânımız yok anlamayız! Elimizden gelen neyse işgalcilere karşı bütün güçlerimizle direnişin safında yer alırız. Bundan sonra da yer alacağız!” diyorlar. Hizbullah ise kendisini İslami önderliğe sahip bir örgüt olarak tanımlıyor. Ancak bütün Hizbullah yetkilileri direnişten Lübnan halkının direnişi olarak söz ediyor ve yalnızca işgale değil aynı zamanda neo-liberal politikalara da karşı çıktıklarını ifade ediyorlar. Sosyal bir programa sahip olduğunu belirten Hizbullah, sorulan soru üzerine Lcparty ile ittifaklarını “ideolojiler ayrı, politikalar bir” olarak tanımlıyor. İsrail siyonizminin saldırıları karşısında bütün “iç savaş” tehlikesine rağmen Lübnan halkları direnişin safında birleşmiş gözüküyor. Ancak emperyalizmin saldırıları Sanayi Bakanı Piyer Cemayel suikastından da anlaşılacağı üzere bitecek gibi görünmüyor.

Halklar direnir, şehirler dirilir!
Lübnan’ da İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 913 bin Lübnanlı yerinden edildi. İsrail sadece Hizbullah karargâhlarını değil sivillerin evlerini, hastaneleri, okulları, camileri, yolları ve köprüleri de vurdu. Saldırılar özellikle ekonomik altyapıyı çökertmeye neden olacak stratejik öneme sahip yapılar üzerinde yoğunlaşmış. Mesela Güney Lübnan’ın bütününde 2 bin civarında fabrika ve işyeri yıkıldı. Özellikle yollar ve köprülerin tahrip edilmesiyle bölge içinde ulaşım felç edilmiş. Ülkeyi Güney ve Kuzey olarak ayıran Litami nehrinin üzerindeki iki köprü de bombalanmış ve onarımı yapılana kadar yardım konvoyları bile Güney’e geçememiş.

İsrail saldırılarına maruz kalan Güney Beyrut’taki mahalleler büyük bir nüfus yoğunluğuna sahip ve Kuzey kesimine oranla daha yoksul insanların yaşadığı bir bölge. Hizbullah, güçlü olduğu bu bölgede evleri yıkılan insanları kira bedellerini ödeyerek şehrin dışındaki mahallere tahliye etmiş. Bütün yıkıma rağmen kentin hızlı bir biçimde toparlandığı ve hayata devam ettiği açıkça görülüyor. İsrail’ in kara kuvvetleriyle girdiği Lübnan’ın güneyindeki sınır köylerinde ise durum biraz daha kötü. Halkın geçimini tarım ve hayvancılıkla sağladığı bu bölgede bütün evler yerle bir edilmiş; elektrik, su yok. Yine de direnen ve kazanan bölge halkı yavaşta olsa yaralarını sarıyor…

İşte Lübnan, yaşadığı bunca acının ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Saldırıların hemen ardından insanların hayatlarına devam edebilmesi için yapılan pratik çözümlerin haricinde Hizbullah’ın ortaya koyduğu daha uzun soluklu bir yeniden yapılandırma projesi hayata geçirilmeye başlanmış bile. Bu proje iki aşamadan oluşuyor. Birinci aşama meydana gelen hasarın tespiti, ikinci aşamaysa hasarın onarımı. Yani önce evleri yıkılan insanlar birer birer tespit edilecek, sonra da onlara yeni konutlar yapılacak. Birinci aşama yani hasar tespiti az çok tamamlanmış durumda. Ancak ikinci aşamaya geçilmesiyle ilgili çeşitli sıkıntılar var. Bu sıkıntıların başında tabiî ki mali yetersizlikler geliyor, çünkü sadece altyapı zararının 2 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunun yanında bir de bölgeyi bütünüyle yenilemek dışında bir alternatife sahip değiller. Çünkü binaların eski hallerine dair yeteri kadar bilgi yok ve bu yüzden planlama açısından yeniden yapmaktan daha uzun bir süreç gerektiriyor. Diğer taraftan da yeniden yapımdan başka alternatifin olmaması oldukça olumsuz bir durum oluşturuyor, çünkü yıkılan bölgelerin tarihi değerleri, kendine özgü dokuları kaybolmuş olacak. Yani daha önce Irak’ta, halen Filistin’de olduğu gibi Lübnan’da da emperyalizm kentleri ve sahip oldukları tarihsel değerleri yok ediyor. Ama ne olursa olsun halklar direnmeye devam ettikçe kentler de yeniden dirilmeye devam ediyor…

Kaynak: Sosyalist Demokrasi Gazetesi

Cemayel Suikastı: Lübnan Üzerinden Politika

Cemayel“Lübnan üzerinden politik savaş sürüyor ama bunun askeri savaşa dönüşeceğini düşünmüyorum”.

Uzun zamandır Ortadoğu üzerine çalışan araştırmacı yazar Bereket Kar, Lübnan Sanayi Bakanı Piyer Cemayel’in dün öğle vakti Beyrut’ta bir silahlı saldırıyla öldürülmesinin ardından gelen “iç savaş” yorumlarına katılmadığını söyledi.

“Bu saldırı bir provokasyon”
diyen Kar “Amaç Suriye’yi baskı altına almak, eski başbakan Refik Hariri suikastının soruşturmak üzere kurulan ve Lübnan hükümetinin tanıdığını açıkladığı uluslararası mahkemenin meşruiyetini arttırmak ve muhalefetin üzerindeki baskıyı arttırmak” diye ekledi.

Saldırı muhalefeti sıkıştıracak

34 yaşındaki Maruni Hıristiyan Piyer Cemayel, Suriye ve Hizbullah karşıtı sağcı Falanj Partisi üyesiydi.

Cemayel’in öldürülmesi İsrail işgalinin ardından Lübnan’da gerginliğin arttığı ve hükümete karşı muhalefetin yükseldiği bir döneme denk düşüyor.

Geçen hafta Lübnan parlamentosu eski başbakan Hariri’nin öldürülmesi soruşturmak üzere uluslararası bir mahkeme kurulmasını kabul etmiş, altı Şii milletvekili kararı protesto ederek istifa etmişti.

İsrail işgali sırasındaki direniş ve sonrasında yaptığı yardımlarla büyük bir halk desteği kazanan Şii Hizbullah’ın lideri Nasrallah da hükümeti istifaya davet etmiş, aksi halde sokağa ineceklerini söylemişti.

Bereket Kar, Cemayel’in öldürülmesinin Hizbullah’la ittifak kuran Komünist Partisi, Halk Hareketi, Suriye Sosyal Ulusal Partisi gibi örgütlerden oluşan ve yüzde 60’dan fazla halk desteği alan muhalefeti sindirmeyi amaçladığını belirtiyor.

“Bu saldırı dikkatleri içerideki gerginlikten dışarıya yöneltmeyi amaçlıyor”.

ABD’nin taktik değişimi

Cemayel son iki yılda Lübnan’da öldürülen beşinci Suriye karşıtı politikacı.

Şubat 2005’te Hariri suikastının ardından Haziran’da gazeteci Samir Kassir ve eski komünist lider George Hawi, Aralık’ta da milletvekili Gebran Tueni saldırı sonucunda hayatını kaybetmişti.

26 yılın ardından 2005’te tüm askeri birliklerini Lübnan’dan çeken Suriye hükümeti tüm sorumluluk iddialarını reddetti fakat şu anda da birçok insan Suriye’yi suçluyor.

Kar ise bu cinayetin Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ortadoğu planlarıyla ilgili bir boyutunun da bulunduğunu ve Suriye’ye yarar sağlamadığını vurguluyor:

“Irak’ta batağa saplanan ve oradaki direnişin arkasında Suriye ve İran’ın olduğunu düşünen ABD plan değilse de taktik değiştiriyor.

Bölgedeki Suudi Arabistan, Ürdün gibi müttefiklerini tekrar yanına çekmeye çalışan Bush yönetimi Suriye’yi de ikna ve işbirliğine zorluyor. Bu sayede Irak’tan çekilmek için uygun bir ortam yaratmak istiyor”.

Suriye yönetiminin son dönemde barış ve işbirliği mesajları vermeye başladığını belirten Kar, önceki gün Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve Suriyeli muhatabı Walid Muaalim’in yaptığı görüşmeyle 24 yıl sonra iki ülkenin resmi ilişkiye geçtiğini de hatırlatıyor.

Tepkiler, yorumlar

Cemayel’in öldürülmesinin ardından Lübnan içinden, bölge ülkelerinden ve Batı’dan gelen tepkiler de saflaşmayı gösterirken Bereket Kar’ın yorumlarını destekliyordu.

Refik Hariri’nin oğlu Saad Hariri cinayetin arkasında Suriye’nin olduğunu söylerken hükümetin Arap üyelerinden İletişim Bakanı Muhsin Bilal “Bu saldırı Lübnan’ın birliğine karşı yapıldı” dedi saldırıdan Suriye’yi sorumlu tutanların “dar görüşlü” olduğunu belirtti.

Başbakan Siniora, saldırının Hariri suikastını soruşturacak uluslararası mahkemenin kurulmasını engellemesine izin vermeyeceklerini, kararlılıklarının arttığını söyledi.

Hizbullah milletvekili Hasan Fadallah cinayetin Lübnan güvenlik güçlerince aydınlığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

ABD Başkanı George Bush “Siniora hükümetini ve demokrasiyi destekliyoruz. Lübnan hükümetinin Suriye, İran ve müttefiklerinin bu istikrarı bozmaya yönelik saldırıları karşısında kendini savunmasını destekliyoruz” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Tpizi Livni de saldırının arkasında Suriye ve İran’ın olduğunu iddia etti.

İngiltere Başbakanı Tony Blair de “Siniora hükümetinin ve demokrasinin korunması için” her şeyi yapacaklarını vurguladı.

Lübnan üzerinden politika

Bu tepkilere rağmen Bereket Kar Lübnan içinden gelen açıklamaların büyük çoğunluğunun herkesi aklı selime davet ettiğinin altını çiziyor:

“Bir iç savaşı mümkün görmüyorum. Tek söylenecek şey, herkes oyunu Lübnan üzerinden oynuyor”.

22/11/2006    Erhan ÜSTÜNDAĞ (EÜ)

Lübnan’da istikrar, birlik hükümetiyle sağlanabilir

Hizbullah örgütünün basın sorumlusu Hüseyin Rahhal, Lübnan’da İsrail saldırılarının ardından yaşanan gelişmeleri EVRENSEL’e anlattı.

Geçen yaz aldığı derin yaraları sarmaya çalışan Lübnan, bugün yeniden siyasi bir komplonun içerisine çekilmeye çalışılıyor. İsrail işgal girişimine karşı kazandığı zaferle, barbarların her fırsatta yeni bir darbe indirmekten çekinmediği ülkede, azımsanmayacak bir desteği arkasına alan Hizbullah ile müttefiklerinin, tüm Lübnan halkını kucaklayacak birlik hükümeti kurulması amacıyla Fuad Sinyora hükümetinden ayrıldıkları günlere denk gelen provokatif bir suikastin tesadüf olarak değerlendirilmesi, ancak saflık olur.

Siyasi dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğu Lübnan’da, Falanjist Parti lideri Pierre Cemayel’in öldürülmesi, eski başbakan Refik Hariri suikastı ve ardından gelişen sürecin ışığında, Suriye üzerinde akbabaların yeniden uçmasına neden olacak ve ciddi bir desteğe ulaşan Hizbullah ile müttefiklerini, “zan altında bırakarak” son birkaç ayda kazandıkları mevzileri kaybetmelerini sağlamayı da amaçlamaktadır. Gelinen nokta, Hariri suikastının ardından yaşanan gelişmeleri hatırlatıyor. Bu suikastın ardından da Lübnan’da düzenlenen Suriye karşıtı gösteriler, Fuad Sinyora’ya iktidar yolunu açmıştı. Fakat, çoğunluğunu ABD yanlılarının oluşturduğu Sinyora hükümeti, Lübnan’da refahı sağlayamamış ve İsrail saldırılarına engel olamamıştı.

Lübnan’ın istikrarı, ABD hegemonyasını reddeden ve ülkedeki tüm etnik azınlıkları kapsayan bir ulusal birlik hükümetiyle yakalayabileceğini belirten Hizbullah örgütünün Basın Sorumlusu Hüseyin Rahhal ile Lübnan direnişine destek konferansı için gittiğimiz Beyrut’ta 18 Kasım günü görüştük. Rahhal, İsrail işgal girişiminin ardından Lübnan’daki gelişmeleri, bölgedeki diğer baskı ile tehdit politikalarını EVRENSEL için değerlendirdi.

Hizbullah ve müttefikleri, daha fazla temsil hakkı isteyerek hükümetten ayrıldı ve yeni bir ulusal birlik hükümeti kurulmasını talep ediyor. Peki Hizbullah, birlik hükümetinin hangi temeller üzerinde kurulmasını istiyor?

Bizim açımızdan, ulusal birlik hükümetinin amacı; Lübnan’ın asli tüm partilerini anayasal temelde bir araya getirmek olmalıdır. Birlik hükümeti sayısal temeller üzerinden şekillenmemelidir. Çünkü bu şekilde, Lübnan’daki azınlıklar yeterli biçimde temsil edilemez. Birlik hükümeti ayrıca, Lübnan üzerindeki Amerikan hegemonyasını da reddetmeli ve ABD’nin güdümüne girmemelidir. Zira, Lübnan’da ancak bu şekilde istikrar sağlanabilir.

Hizbullah olarak biz de, işte tam bu sebeplerden dolayı ulusal birlik hükümeti talep etmekteyiz. Ulusal birlik hükümetinin, sağlam temellerde kurulabilmesi adına, ülkedeki tüm Amerikan karşıtı güçlerle ilişkiler geliştirmeye çalışıyoruz.

Lübnan’da bir yandan siyasi gerginlik devam ederken, diğer yandan da uluslararası askeri güç, ülkenin kritik bölgelerine konuşlanmaya devam ediyor. Hizbullah, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü’nün (UNIFIL) niteliğini ve durumunu nasıl değerlendiriyor?

Biz, UNIFIL meselesini Lübnan ve bölge gerçeklerini ele alarak, değerlendiriyoruz. Kuşkusuz Birleşmiş Milletler’in (BM) 1701 No’lu kararına tam onay vermiş değiliz. Fakat, Lübnan’a yönelik saldırıları durdurduğu sürece, bu kararla bir sorunumuz yok.

UNIFIL gücünün görev ve niteliği tartışıldığı sırada, Lübnan hükümetine bazı şartlarımız olmuştu. Buna göre öncelikle BM gücü, BM’nin 7. maddesi uyarınca Lübnan’da görevlendirilmemeliydi. Bu güç ayrıca, halihazırda Lübnan’da bulunan UNIFIL gücünün bir parçası olmalı ve Lübnan ordusuyla koordineli bir şekilde ve bağımsız bir güç olarak değil, Lübnan ordusunun gücü altında ve talepleri doğrultusunda görevini sürdürmeliydi.
Bugün Lübnan’daki ve dışındaki bazı güçler, UNIFIL’e; bu gücün görevi olmayan başka görevler yüklemeye çalışıyor. Fakat bunlar, tam da ABD ile İsrail’in isteklerine yakın girişimler. Biz, BM gücünün, Lübnan hükümetinin de onay verdiği BM kararı doğrultusunda, hareket etmesini ve Lübnan ordusu ile halkının yanında olmasını istiyoruz. Kaldı ki UNIFIL’in görevi, İsrail’i değil, aksine İsrail’in olası saldırılarına karşı Lübnan halkını korumaktır. Eğer UNIFIL, amaç ve görevlerinin dışına çıkar, İsrail’i korumaya kalkar ve Lübnanlılara karşı herhangi bir saldırıda bulunursa; Lübnan halkının BM gücünü, işgal gücü olarak görmesi işten bile değildir.

Bölgede Filistin ile Lübnan dışında, Irak’taki Amerikan işgal askerlerine karşı direniş de olanca hızıyla sürüyor. Hizbullah’ın, Iraklı direnişçilerle ilişkileri ne durumda? Bu direnişle ilgili düşünceleri neler?

Irak halkının, işgale karşı direnme en doğal hakkıdır. Fakat, bu direniş Iraklılara karşı değil, Amerikan işgal güçlerine karşı olmalıdır. Siviller, ne koşulda olursa olsun hedef alınmamalı, sadece Amerikan işgal askerlerine yönelik saldırılar düzenlenmelidir.
Öte yandan biz, Irak direnişi içerisinde birçok fraksiyonun olduğunu biliyoruz. Ve bu, durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Biz de, bazı detayları bilmiyoruz. Ama bazı grupların, Amerikan ve İsrail istihbaratınca kullanıldığı bir gerçek. Bu gruplar, ABD ile İsrail istihbarat servisleri adına çalışıyor.

Hiç kuşkusuz, Irak’taki birçok olayda ABD ile İsrail’in parmağı var. Şunu belirtmek gerekir ki Iraklı sivilleri hedef alanlar direnişçi değil, teröristtir. Asıl direnişçiler, Amerikan işgal askerlerini hedef alanlardır. Direnişçiler, yılanın başını ezmelidir; bu daha etkilidir.

Öte yandan bizim Iraklı Sünni, Şii ya da Kürtlerle bir sorunumuz yok. Ancak, bir Iraklı bir yandan işgale karşı çıkıyor, diğer yandan ise diğer Iraklılara yönelik saldırılar düzenliyorsa; bu, onu; ABD planlarının bir parçası haline getirir.

Bölgedeki ABD tehditleri, Lübnan’ın yanı sıra, İran ile Suriye üzerinde de yoğun bir şekilde sürüyor. İran, nükleer programı nedeniyle sıkıştırılırken, Hariri suikastı da Suriye üzerindeki baskıları artırdı. Bu konular hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

ABD, İran üzerinde, Tahran’ın Filistin davasına ve Suriye ile Lübnan’da da, İsrail işgaline karşı direnişine desteği nedeniyle baskı kurmak istiyor. İran’ın ayrıca, bölgede ABD hegemonyasına karşı koyabilecek tek güç olması da, Beyaz Saray’ı rahatsız ediyor. ABD açısından Lübnan ise, bölgeye açılan bir kapı ve bölgenin iki güçlü ülkesi İran ile Suriye’yi vurmak için bir geçiş noktası.

Baskı ve tehdit politikalarına, İran’ın nükleer çalışmalarını bahane eden ABD, uluslararası yasaları hiçe sayarak, Tahran’a karşı saldırgan bir tutum takınıyor. Ancak, İran’ın sivil amaçlı nükleer enerji üretme hakkı, en doğal hakkıdır. Suriye konusunda ise, (Lübnan’ın eski başbakanı) Refik Hariri suikastını kullanmaya çalışan Washington, bu suikastı kullanarak, Şam yönetimine şantaj yapıyor.

Hizbullah; Türkiye hükümetinin bölge politikalarını nasıl değerlendiriyor ve Türkiye yönetiminden ne gibi beklentileri var?

Biz, sadece Türkiye hükümetinin değil, tüm Müslüman ülke yönetimlerinin ve diğerlerinin, saldırı altında olan ve toprakları işgal edilen halkların yanında olmasını istiyoruz. ABD hegemonyasının değil, mazlum halkların yanında olmalıdırlar.

Lübnan’ın özellikle güney bölgelerinde, İsrail’in işgal girişimi sırasında, Tel Aviv’e karşı net tavır alan Venezüella lideri Hugo Chavez’in posterlerini gördük. Siz, Chavez hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hugo Chavez büyük bir direnişçidir ve işgal girişimi sırasında Lübnan halkının yanında durmuştur. Lübnan halkı da, bunu karşılıksız bırakmamış ve Chavez’e büyük minnet ile saygısını göstermiştir. Zira bu sadece Chavez’le de sınırlı değil, Lübnan halkı, ABD hegemonyasına karşı duran herkese büyük saygı duymaktadır. Chavez ya da bir başkası, kim ABD hegemonyasına karşı bizim yanımızda duruyorsa, bu kişi; bize İsrail ile ABD yanında yer alan herhangi bir Müslüman, Arap ya da bir başkasından daha yakındır.

Cihan Çelik – Beyrut/EVRENSEL