Suat Aytimur: Direnen Beyrut’un Feyruz’u

FEYRUZ; “İnanıyorum, bir gün Filistin’de bombaların sustuğunu ve çocukların güldüğünü göreceğim!”

Yıllardan beri bir çığlık yükselir Ortadoğu’dan. Ortadoğu halklarının çığlığı taşınır dünyaya onun şarkılarıyla. Feyruz kendini halkına ve vatanına adamış, müziğini vatan sevgisiyle anlamlandırmış bir yurtseverdir. Dünyanın dört bir yanında tanınmış, sesi deniz aşırı ülkelere ulaşmıştır.

Dünyaya açılan tek odalı ev, 1935 yılı. Ortadoğu. Beyrut. Ve bir göçün hikayesi başlar… Wadi Haddad eşi ve iki çocuğuyla Beyrut’un Zuqaq al-bat semtine yerleşir. Bu küçük mahalle, nesiller boyu kucak açmıştır her ırktan binlerce insana. Dar kaldırımlı, dar sokaklı, daracık evlerde kocaman yürekleri barındırmıştır. Nouhad (Feyruz) bu küçük evde, annesi babası ve küçük kardeşiyle yeni bir hayata başlar. Yaşadıkları ev kendilerinden başka yoksul ailelerin de bulunduğu, sadece tek bir odanın kendilerine ait olduğu bir çeşit pansiyondur. Babası bir matbaada dizgici olarak çalışarak ailesini ayakta tutmaya çalışır. Ve bu küçük aile mahalle halkı tarafından çok sevilir.

Haddadlar’ın ailesindeki en büyük çocuk, Ortadoğu’nun en ünlü şarkıcısı ve kendi zamanın efsanesi olacak olan Nouhad (Feyruz)’dı. İlk çocukluk yıllarından itibaren, müziğe ilgisi ve yeteneği göze çarpıyordu. Fakat, ailesinin bir radyo alacak gücü bile yoktu. Her gün pencerenin başına oturur ve komşunun radyosundan gelen, büyülü müzik tınılarını duymaya çalışırdı. Bulduğu her fırsatta kulağını pencereye dayar, müziği duymaya çalışırdı. Bunu, annesine yardım ederken, hamur yoğururken, bulaşık yıkarken yapardı. O zamanlar en çok dinlediği sanatçılar, o dönemin en ünlü sanatçıları Asmahan ve Laila Murad’tı. Aynı zamanda, evin en büyük çocuğuydu Feyruz ve kardeşleri Hoda, Amal ve Joseph’e de bakmak zorundaydı. Bu yoksul semtte, herkes birbirini iyi tanır ve destek olmaya çalışırdı.

Babası yetersiz gelirinin bir kısmını çocuklarının eğitimi için ayırmıştı. Bu sayede Feyruz okula gitme şansına kavuşmuştu. Feyruz’un büyüleyici sesi okulda herkesin dikkatini çekiyordu ve okul partilerinde, müsamerelerde sahne alıyordu. 1947’de bir okul partisinde, onu dinleyenlerin arasında Lübnan Konservatuarı öğretmenlerinden Muhammed Fleifel de vardı. Fleifel, yeni kurulan Lübnan Radyosu’nda ulusal ilahileri okuyabilecek, yeni yetenekleri arıyordu okul çocukları arasından. Ve Feyruz onun için büyük bir keşifti. Sesinin büyüsünden oldukça etkilenmişti. Fleifel’e göre bu genç yetenek, sesini duyurabilmeliydi, bu sesi herkes duymalıydı.

Bir gün Fleifel radyoda Feyruz’un kayıtlarını yaparken, Lübnan Radyosu Müzik Bölümü Başkanı Halim Al-Rumi, kayıt odasında şarkı söyleyen Feyruz’un sesini duydu ve onunla görüşmek istediğini söyledi. Al-Rumi, ilahi dışında bir şeyler okumasını istedi ve Feyruz’da Farid al Altash’tan Ya Zahratan Fi Khayali ve Asmahan’dan Mawhal’ı okudu. Feyruz daha sonra, radyoda çalışmaya başlamasıyla ilgili şunları söylemiştir; “En büyük hayalim, radyoda şarkı söyleyebilmekti. Başlangıçta, 100 Paund alacağımı söylemişlerdi. Bu, benim için oldukça güzel bir rakamdı. Ama ayın sonunda, 100 paundu göremiyordum maalesef. Vergi kesintilerinden dolayı, ay sonunda 100 paund almam biraz zaman aldı.”

Başlangıçta babası, radyoya gidip şarkı söylemesine karşı çıkıyordu. Onu ikna edebilmek için günlerce dil dökmek zorunda kalmıştı ama sonunda ikna olmuştu. Çünkü annesi ve kardeşleri de bu durumdan son derece memnunlardı.

Koroya başlaması onun için uzun bir pratik ve gözlem süreci olmuştur. Korodaki her sanatçının konuşması ve şarkı söylemesini yakından izlemişti. Çünkü, sık sık programa gelemeyen sanatçıların yerine sahneye çıkmak zorunda kalabiliyordu.

Feyruz’un ilk şarkısını Halim Al-Rumi bestelemiş ve Michael Awadh yazmıştı.

…Kalbimi peşin sıra saldım

ama yangınla döndü

aşkından uzağa…

Al-Rumi, böylesi bir yeteneği keşfetmiş olmanın gururu ve heyecanıyla, Feyruz’u Assi Rahbani ile tanıştırdı. Assi Rahbani’de çok iyi besteci ve aynı zamanda bir müzisyendi. Çoktan farkına vardığı bu yeni yetenekle tanışmak için oldukça heyecanlanıyordu.

Sanatçı ve Assi Rahbani tanıştıktan sonra, kardeşi Mansur Rahbani ile birlikte çalışmaya başladılar ve bu çalışma, Feyruz’un herkes tarafından tanınmasını sağladı. Başlangıçta, Soft Dans formatında şarkılar yapmaya çalıştılar. Bu sırada Beyrut, deniz aşırı ülkelerden gelip Tango ve Rumba yapan büyük bandoları büyülüyordu. Bu bandolardan biri, Arjantin’den gelen Eduardo Bianco bandosuydu. Yapacakları gösterinin kayıtlarını Yakın Doğu Yayın Stüdyosunda Müzik direktörü Sabri Sharif gerçekleştiriyordu. Bu gösteri için doğu müziğinde öne çıkmamış sanatçılarla çalışmak istiyorlardı. Sabri Sharif’in önerisiyle, Bianco orkestrasıyla birlikte sahne alan sanatçı Feyruz oldu. Bu, 1 Ekim 1951 gecesi gerçekleşti. Bu başlangıcın, doğru olduğuna inanıyorlardı. Bu tekniği Arap müziğinde önceden denemiş olan tek sanatçı ,Mısırlı besteci Midhat Asim’di.

Ancak, Feyruz ve Rahbani kardeşlerin kariyerlerini belirleyen ilk şarkı bir dans şarkısı değil, melankolik bir aşk şarkısı olan Itap’tı. Bu şarkı, Feyruz’u bir gecede, Arap müziğinin en önemli isimlerinin arasına sokmuştu.

Ve en büyük başarıları, 1955 yazında gerçekleşti. Mısır’ın başkentine, Mısır Radyosu’nda kendi şarkılarını söylemek üzere davet edilmişlerdi. Burada beş ay geçirdiler ve bu süre içerisinde Feyruz, bir çok sanatçı ile tanıştı, bir çok teklif aldı. Mısırlı besteciler şarkılarını okumasını, sinemacılar filmlerinde, tiyatrocular oyunlarında oynamasını istediler ondan. Ancak bu tekliflerin hepsini kibarca reddetti. Çünkü hamileydi. 1956 yılında oğlu Ziad, Lübnan’da dünyaya geldi. Feyruz, dünyaca ünlü bir yıldız olmuştu artık. En iyi bestecilerin ilk durağı Feyruz oluyordu. Çünkü O, şarkı söylerken kendini müziğe bırakarak tiyatral bir gösteri yapıyordu aynı zamanda. Sadece Ortadoğu’da doğan bir güneş değildi artık O. Deniz aşırı ülkelerde, binlerce hayranı vardı. Londra, Paris, Newyork’ta da doğuyordu artık…

Feyruz sadece müzik yapan bir sanatçı değil, aynı zamanda ulusal değerlerine sahip çıkan, kendi halkının kültüründe yer alan etnik, ahenkli ve şiirsel özellikleri sanatına yansıtan bir efsanedir Ortadoğu’da. Ve bu efsanenin arkasındaki en büyük destek, eşi Assi Rahbani ve Mansur Rahbani’dir. Yeni tarzlar geliştirip Arap müziğine önemli katkılar sunmuşlardır.

“Bir gün Filistin’de çocuklar gülecek”

Feyruz ve Rahbani efsanesinin bir diğer önemli özelliği ve büyük kitlelere mal olmasının nedeni, ondaki yurtsever özdü. Feyruz için yaşadığı toprakların ve halkının özgürlüğü çok önemliydi. Bir çok şarkısında bu özlemini dile getirmişti. Bu şarkılardan biri Beyrut için okuduğu Beyrut şarkısıdır.

O, Ortadoğu halklarının barış ve özgürlük içinde yaşamasını ne kadar çok istediğini şu sözleriyle dile getirmiştir: “İnanıyorum, bir gün Filistin’de bombaların sustuğunu ve çocukların güldüğünü göreceğim”

Lübnan’ın kurtuluşu Feyruz ve Rahbani kardeşlerin müziğinde bir ana fikirdi. Çünkü, Lübnan diğer Yakındoğu ülkelerinden farklı ve daha gelişmiş bir ülkeydi. Lübnan, kültürel anlamda da oldukça zengin bir ülkeydi. Ortadoğu bir medeniyet ve kültür beşiğiydi ve bu beşik bombalarla, silahlarla sallanmamalıydı. Öyle ki Feyruz, savaş boyunca ekonomik gücü olduğu halde yurtdışına çıkmadı ve Beyrut’ta kalmaya karar verdi. Ta ki evi bir füzeyle darbe alana kadar. Ve böylelikle mecbur kaldı vatanını terketmeye. Ancak, gittiği yerde de unutmadı halkını, Lübnan halkının yaşadıklarını tüm dünyaya taşıdı şarkılarıyla.

Feyruz’un şarkıları

Feyruz’un şarkıları politik, sosyal ve demokratik bir öze sahiptir. Bir çoğu folklorik, müzikal oyunlarda söylenmiştir. Lübnan iç savaşın öncesinde ve sonrasında da aynı çizgide ama hep gelişen bir yapıdadır. Özünü yerel halk şarkılarından alan geleneksel Arap müziğinin popüler Avrupa formlarının, Sovyet Rusya müziğinin, Ermenistan ve Balkan müziğinin eşsiz bir sentezidir. Ama bu sentez, Arap kültüründen uzak bir sentez değildir. Aksine altyapısında Arap edebiyatının usta şairleri, bestecileri ve müzisyenleri vardı. Melodik olarak ele aldığımızda Feyruz’un şarkıları klasik biçimiyle geleneksel Arap müziği formunda söylenmiştir. Ortadoğu’da alışılmış olan formların dışında çeşitli yeni makamlar ve melodiler kullanılmıştır. Müzik yaşamına atıldığı ilk yıllarda tanıştığı Rahbani kardeşler her zaman yanında olmuş ve müzikteki yaratıcı birikimleriyle desteklerini sunmuşlardır. Hemen hemen her şarkısının altyapısında Rahbanilerin emeği geçmiştir ve bu üçlü oldukça uyumlu ve başarılı çalışmalar yapmışlardır. En çok bilinen ve sevilen şarkılarından biri, bir aşk şarkısı olan habbbaitak bissayf’tır.

Müzikal oyunları ve filmleri

Ortadoğu’nun en büyük festivallerinde, dünyanın dört bir yanından gelen tiyatrolar, müzikaller ve balelerle birlikte Feyruz’un oyunları, müzikalleri sergilenmiştir. Onu izleyenler büyük bir hayranlıkla kendi ülkelerinde görmek için adeta sıraya girmişlerdir. Ve hangi ülkeye gittiyse sembolik kent anahtarları ve bir çok ödülle geri dönmüştür. Bir çok oyunda ve müzikalde rol almıştır Feyruz. Bunlardan bazıları şunlardır:

Ayın Köprüsü(1961), Gece ve Fener(1963), Yüzük Satıcısı(1964), Hala ve Kral(1966) vs

Köylü insanların yaşamını konu edinen oyunlardan birisi İstasyondur. Bu oyun bir patates tarlasında geçer. İnsanlar tarlada çalışmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Ve köylerinden başka bir yere gitmemişlerdir. Bu monoton yaşam onları son derece sıkmaktadır. Ve yine onlarla birlikte patates tarlasında çalışan genç bir kadın onlara şarkı söyleyerek, eğer çok isterlerse onları bilmedikleri yeni yerlere götürecek bir terinin ve istasyonun patates tarlasının yananda olduğunu görebileceklerini anlatır. İnsanlar bun o kadar çok isterler ve buna öyle bir inanırlar ki trenin sesini duymaya başlarlar. Bu oyunda Feyruz ve Rahbanilerin anlatmak istedikleri insanın isterse her şeyi değiştirebileceği ve memnun olmadığı her şeyi değiştirmesinin tek koşulunun onu istemesi ve mücadele etmesi olduğudur.

Beyrut

Selam sana yüreğimin derinliklerinden

Ey Beyrut!

Kabul edin bu selamımı, ey denizler, evler

Ve eski denizlerin yeni yüzü çöller…

O ki

Benim halkımın hamurundan yoğrulmuştur,

Ekmeğim, içkim, yaseminim…

Ateşin ve dumanın tadı nasıl oldu?

Beyrut! seni terk eden delidir,

Ey Beyrut!

El üstünde tutulacak şehirsin sen

Ey Beyrut!

Kapısını kapattı Beyrut;

Kendisini sabah akşam el üstünde tutacak

Ve güzel günlere taşıyacak insanlara

Sonra bir başına kaldı sabah akşam

Ve gecelerde…

benimsin sen Ey Beyrut!

Benimsin

Halkımın kanayan yarası,

Analarımın akan göz yaşısın.

Benimsin sen Ey Beyrut!

Benimsin…

Feyruz

A. Suat Aytimur’un Yazısı İlk olarak Genç Hayat dergisinde yayınlandı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: