Robert Fisk: Lütfen ‘Terörist’ Kelimesini Benden Uzak Tutun

Robert FiskHariri’nin teorisi eğer Beyrut’un merkezi tekrar inşa edilirse, bunun ürettiği para Lübnan’ın diğer bölgelerine de akardı. Ama akmadı. Beyrut’un merkezindeki parlak ışıkların tadını zenginler çıkardı, buralar Suudiler tarafından satın alındı; Jacques Chirac’ın beğenisini kazandı; ama bunlar Şiiler için değildi. Onlar için Hizbullah sosyal hizmet sağladı; Lübnan’ın bu bölgesi için ekonomik kaynak oldu ve de İsrail’le mücadele edecek, Şeb’a çiftliklerine dönmeyi talep edecek askeri güç oldu.

Bu hafta konu yine terör, terör, terördü. “Terörist” Hizbullah Lübnan’da Fuad Sinyora’nın “demokrasiyle seçilmiş hükümetini” yok etmeye çalışıyor. “Terörist” Hamas hükümeti Filistin’i yönetemiyor. Irak’taki İranlı “teröristler” Amerikalı askerlerce vurulacak.

Bu haftaki favori sözüm de “güvenlik kaynağı”ndan –tabi bir insanın nasıl “güvenlik kaynağı” olabileceğini de hala anlamış değilim– geldi: “Teröristler, terör çıkartmak için hep yeni yollar arıyor… Teröristlerin toplumda teröre neden olma ihtimalleri hiç bitmeyecek”. Benimle dalga mı geçiyorsunuz?

Lübnan, bir sürü uydurma “terör” tüccarlarının ne konuştuğunu anlamak isteyenler için oldukça iyi bir yer. Söylendiğine göre İran’ın hidra-kafalı canavarı (Miteolojide Herkül’ün öldürdüğü dokuz başlı canavar) Beyrut sokaklarında ava çıkmış; Sinyora ve bakanlarına karşı darbe planlıyor.

İsrail geçtiğimiz yaz boyu Hizbullah lideri Seyid Hasan Nasrallah’ı öldürmeye –tabi ki boşuna– çalıştı. Onun Hizbullah’ın TV kanalındaki siyah sakallı, sarıklı görüntüsü Ehud Olmert ve bugünlerde Sinyora’nın hükümetteki adamları için öfke kaynağı.

Nasrallah’ın –Güney Lübnan’da önceki akıllı Hizbullah komutanı– epeyce sıra dışı bir kişilik geliştirdiği doğru. Koca resimleri Beyrut havaalanı yolunda yükseliyor; dev bir el her iki yöndeki sürücülere el sallıyor. Ve bugünlerde Hizbullah T-shirtleri ve Nasrallah anahtarlıkları alabilirsiniz. Her nasılsa “terör” sözcüğü akıllara pek gelmiyor.

Bunun nedeni kısmen, Hizbullah’ın temsil ettiği binlerce Şii Müslüman’ın bir darbe yerine sosyal bir devrim gerçekleştirmesi; saygıdeğer ve yüce Lübnan toplumunun geleneksel olarak görmezden geldiği fakirlerin toplu başkaldırısı.

Çadır kentlerdeki adamlar Lübnan için güçlü semboller. Refik Hariri’nin Beyrut’un kalıntılarından inşa ettiği parlayan yeni şehrin –yabancıları etkileyen ancak güney Lübnanlı fakirlerin bir fincan kahve alamadığı şehrin– yanında pipo içiyorlar; iskambil oynuyorlar ve rahatça uyuyorlar.

Hariri’nin teorisi –en azından öldürülmeden önce bana böyle açıklamıştı– eğer Beyrut’un merkezi tekrar inşa edilirse, bunun ürettiği para Lübnan’ın diğer bölgelerine de akardı.

Ama akmadı. Beyrut’un merkezindeki parlak ışıkların tadını zenginler çıkardı, buralar Suudiler tarafından satın alındı; Jacques Chirac’ın beğenisini kazandı; ama bunlar Şiiler için değildi. Onlar için Hizbullah sosyal hizmet sağladı; Lübnan’ın bu bölgesi için ekonomik kaynak oldu ve de İsrail’le mücadele edecek, Şeb’a çiftliklerine dönmeyi talep edecek askeri güç oldu.

Lübnan hükümetinin birlikleri yeni BM güçleriyle beraber güneyde olabilir; ama Hizbullah’ın köylerinde her zamankinden güçlü ve etkili bir şekilde durduğuna kimsenin şüphesi yok. Görünen o ki Haririzm başarısızlığa uğradı ve şimdi Hariri’nin eski arkadaşı Sinyora –bu arada hiçbir zaman seçilmedi, devlet başkanlığına atandı tabi bunu Batı televizyonlarından öğrenmek zor– bir kez daha dikenli tellerle ve askerlerle çevrili, saray kapısının dışındaki Güney Lübnan’daki fakirlerden ve Beyrut varoşlarından uzak kendi küçük “yeşil bölge”sinde oturmak için milyonlarca dolarla birlikte Paris’ten döndü.

Hizbullah’ın seçim partnerleri de ayrıca ilginç. General Michel Aoun – Amerikalılar kendisine henüz “terörist” demeye yeltenmediler– Nasrallah’ın muhalefetinin tarikatçı olmadığını söylemesine müsaade eden Hıristiyan lider. Geçtiğimiz hafta Samir Caca’nın Falanjistleriyle büyük mücadelede Aoun’un taraftarları da yer aldı ve Aoun’un Hristiyan taraftarının çoğunun da ne kadar fakir göründüğü dikkatleri çekti. Aslında, Aoun’un kendisi de Beyrut’un güneyindeki Hizbullah’ın hâkim olduğu gecekondularda doğdu ve onun değişmez çekincesi –hükümetin yozlaşması- doğu Beyrut’taki mahrum bırakılmış Hıristiyan halkı ele geçiriyor.

Aoun’un biraz çatlak olması bunu değiştirmez. Bu hafta, sokakta gezen silahlı sözde Falanjisti gösterdiğinde bile sadık taraftarları onu yüzüstü bırakmadılar. Beyrut’un merkezindeki çadırlarının yanına yerleşenler çadır bezinden evlerde Lübnanlı komünistler –eski çekiç ve orak bugünlerde ne de arkadaş canlısı görünüyor– ve çok sayıdaki daha küçük gruplardı ki bunlar Suriye’nin himayesine girebilir veya girmeyebilir.

Tabi ki Lübnan’daki krizler İran ve Suriye’yle de ilgili. Özellikle de İran’ın Amerika’nın arkadaşlığını kazanmış herhangi bir Ortadoğu ülkesini yok etme veya zarara uğratmadaki azmiyle… Tahran ve Washington (tabi bir de İsrail) arasındaki büyüyen ve fazlaca ısınmış oyunda, Lübnan her iki tarafın da kullanabileceği başka bir oyun tahtası. Amerika Lübnan’ın demokrasi çizgisini savunurken –yine de İsrail geçtiğimiz yaz ülkeyi bombaladığında bunu umursamamıştı– İran’ın geçtiğimiz yıl bakanları istifa eden Hizbullah’ı desteklemeye devam etmesi şimdiki krize neden oluyor.

Nasrallah’ın, geçen haftaki minyatür iç savaşta ilk defa Sünni ve Şiilerin birbirlerine karşı silah kullanmalarının ortaya koyduğu nefretin ve şiddetin çapından kişisel olarak şoke olduğu söyleniyor.

Ama iki taraf da dindaşlarıyla savaşmak için gecekondulardan çıktılar ve benim fikrimce şu son anlaşmazlık sona erdiğinde Lübnan’ın yoksul bölgelerinin patlayıcı yapısında daha ciddi bir değerlendirme olacak; fakirlere hiçbir zaman ulaşamayan parayı süper zenginlerinin yıkayıp ütülediği, Fransız restoranlarının ve İtalyan tasarım dükkânlarının Körfezin prensleri için olduğu, Hükümetinin –demokratik bir şekilde seçilmiş olsa da (ve tarikatçı politikanın Lübnan’ın asla normal bir demokrasiye sahip olamayacağı anlamına geldiğini Washington hala anlayamamış görünüyor)– ülkedeki en büyük dini toplulukla bağlantısının olmadığı bir ülkenin yeniden sorguya çekilmesi.

Ama Lübnan’daki hikâye devam ederken, lütfen “terörist” kelimesini benden uzak tutun.

The Independent, 3 Şubat
Çeviri: Sümeyye Yıldız

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: