Dr. Sami Moubayed / Asian Times: Beyrut’ta Karmaşa Sona Erecek mi?

sami moubayedMaruni Patriği Mar Nasrullah Boutros Safir yılbaşında Lübnanlılara hitaben yaptığı konuşmasında “korkmayın” demişti. İlk bakışta Lübnanlılar biraz olsun korkmuş gibi görünmüyorlar. Geçen ay, etraflarındaki tüm bu karmaşaya rağmen, yılbaşı çamlarını süslediler, gece kulüplerine gittiler, keyifle restoranlarda yemeklerini yediler ve Feyruz’un “Sah al Nawm”deki klasik performansına iştirak ettiler.Korku yanlış kelimeydi. Safir bunun yerine “güvensizlik” demeliydi. Çünkü Lübnanlılar her zamankinden fazla güvensizlik içindeydiler. Gelecekte kendilerini neyin beklediğini de bilmiyorlardı. 2005’te Başbakan Refik Hariri’ye düzenlenen suikasttan sonra ucu açık politik krizler Lübnan’a hâkim olmuştu.

Özellikle son İsrail savaşından sonra ekonomik koşullar berbat bir hal aldı. 1 Aralık’tan beri Hizbullah ve General Michel Aun’un Başbakan Fuad Sinyora’nın kabinesi aleyhine düzenlediği kitlesel sokak gösterileri ile birlikte şimdi politik durum da berbat durumda.

Çoğu kişi Hizbullah’ın gösterileri canlandıracağını beklemiyordu. Hizbullah’ın müttefiki Nebih Berri’nin Tahran’da olduğu ve diğer bir müttefik Suriye Başkanı Beşar Esad’ın Suriye’nin çeşitli Ortadoğu olaylarında üstleneceği rol hakkında kafa yormakta olan İngiltere ile görüşmeler yaparak yeni bir birlik içine girdiği bir zamanda, çoğu kişi bakanların Sinyora kabinesinden imzalarını geri çekeceğini tahmin etmiyordu.

Suriye Amerika ilişkilerinde bir umut ışığı gözüktükten sonra, Hizbullah’ın Sinyora’ya vurduğu hükümet darbesinin ardından bu ışık da aniden söndü.

Daha da kötüsü, kimse binlerce Lübnanlının Sinyora’nın ve 14 Mart koalisyonunun aleyhine düzenlediği gösteriler ikinci ayına girerken Sinyora’nın makamında oturmakta bu kadar ısrar edeceğini beklemiyordu.

Bu arada, Sinyora Başbakanlık odasından dışarı çıkmazken, Emil Lahud da yasal süresi bir dahaki 24 Kasım’da dolana kadar yerinden ayrılmayı reddederek aynı şeyi Baabda Sarayı’nda yaptı.

Her ikisi de birbirini “yasalara aykırı” hareket etmekle suçluyor. Sinyora’nın ekibi Lahud’u Şam tarafından şekillendirilmiş biri olmakla suçlayarak onun 2004 Eylül’ünde Suriye müdahalesiyle görevde tutulduğunu iddia ediyor.

Diğer yandan Hizbullah da, Sinyora’yı Amerika, Fransa ve Suudi Arabistan’ın bir kuklası olmakla suçluyor. Geçtiğimiz Eylül ayında Hizbullah lideri Hasan Nasrullah El-Menar televizyonunda yaptığı konuşmasında herhangi bir Sünni-Şii bölünmesine sebep olacak korkuları bertaraf etmek için, Riyad El-Sulh, Reşit Kerame ve Saib Selam gibi Sinyora’dan önce görev yapmış olan başbakanlara atıf yaparak aynı göreve layık başka Sünniler de olduğunu söyledi.

En-Nehar’ın kıdemli yayıncısı Gassan Tuveyni, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Suriye, Suudi Arabistan ve İran’ın kendi aralarında bir anlaşmaya varması halinde Lübnan krizlerinin de ortadan kalkacağını söyleyerek, Lübnan’daki bu durumdan duyduğu üzüntüsünü dile getirdi.

Sözleri doğrudur. Lübnan’da Sad Hariri, Fuad Sinyora, Samir Caca, Hasan Nasrullah, Nebih Birri ve Mişel Aun yoluyla bahsi geçen devletlerin vekiller savaşı yaşanmaktadır.

Böyle bir durumda, Lübnan’daki insanlara bir güven vaadinde bulunmak oldukça zor. Böyle bir durumda, Lübnanlıları korkmamış veya güvensiz olmaktan alıkoyabilecek bir şey yok. Patriğin rahatlatıcı –ama anlamsız– sözleri dışında tabi…

Büyük bir utanç

Lübnan’daki bu karışıklıktan kim sorumludur? Doğrusu, hem Lahud hem de Sinyora bencilce kendi makamlarına tutundukları için ve kendi düşmanca rekabetlerinin bedelini sıradan Lübnanlı halkın ödemesini önemsemedikleri için ikisi de büyük ölçüde suçludur.

Lahud’un makamı gerçekte Suriyeliler tarafından yenilenmiştir; fakat bu kararın meclisten geçmesini sağlayan milletvekilleri kimdir? Bunlar diğerleriyle birlikte, Velid Canbolat, Sinyora ve Mervan Hamade.

Aslında, –bazı şartlarla– en büyük oy kimseden değil ama Hariri’nin kendisinden gelmiştir. Hepsi de teoride, Lahud’un Baabda’da tutuluşunun suçlunu paylaşıyor.

Fakat uzakta, Paris’te sürgünde olan Aun bunlara dâhil değildir. Tüm bunlara rağmen Sinyora kaliteli bir politikacıdır, Lahud gibi eline güç verilmiş biri değildir.

Bununla birlikte, o artık nüfusun en az yarısının onu başbakan olarak istemediği gerçeğini göz ardı etmeye devam edemez. Her ikisi de bu krizi göz ardı etmeyi çok uzun zaman önce bırakmış olmalıydı.

14 Mart koalisyonu bir yıl önce Lahud’u yerinden etme şansını yakaladığı ve bugünkü gibi o zaman da kitlesel gösteriler yapanlara bunu yapacağına dair söz verdiği zaman bunu yapmayı başaramamışlardı.

Onlar birçok korkuyla beraber Lahud yerinden edildiği takdirde onun yerini Aun’un almasından da korkuyorlardı. Ve Aun gibi zekâsı kuvvetli birinin başa gelmesi halinde onun mevcut Sünni başbakanı gölgede bırakacağından korkuyorlardı.

Hasan Nasrullah, 2005’te olanları Hariri’nin suikastından dolayı oluşan duygusal patlamaya bağladığından şu anda bir seçim yapılması halinde 14 Mart koalisyonunun tekrar bu kadar büyük bir oy çoğunluğuyla seçilemeyeceğini düşünüyor. Belki bu doğru olabilir; ama bir seçim yapılması halinde artık Aun’un ekibi de bir çoğunluk sağlayamaz.

Nasrullah, Arap Birliği Sekreterliği’nin –Amr Musa liderliğinde- temel olarak 14 Mart koalisyonundan 19 bakan, karşı görüşten 10 bakan ve bağımsız 1 bakandan oluşan, daha genişletilmiş bir kabineyi öngören paketi de geri çevirdi.

Bu teklif 14 Mart koalisyonu tarafından iyi karşılandı. Fakat Musa, kuralları belirleyen komiteyi kızdırmak suretiyle, Baabda Sarayı’nın geçitlerinden şöyle seslendi: “Başkan Lahud anayasada belirtildiği gibi görev süresi bitene kadar görevine devam etmelidir.” Bu, 14 Mart koalisyonunda bir şok etkisi yaptı.

Lübnanlılar şu günlerde 24 saat içinde neler olacağını bilmezken, başkanlık seçimlerini yargılamak onlar için çok erken olabilir. Hizbullah’ın iddialarına göre, bugün onların gösterileri için bir dönüm noktası olacak. Grevin bir günlük mü yoksa ne zaman biteceği belli olmayan bir grev mi olduğu ise belli değil.

Sinyora karşıtı grup da grev için hazırlanmaktayken, başbakan “Paris III” olarak bilinen 25 Ocak’taki bağış konferansı için hazırlık yapıyordu. Onun Fars Körfezi’nden 5 ila 8 milyar dolar arasında bir bağış beklentisi içinde olduğu fakat 2 ila 5 milyar dolar arasında bir bağış alacağı bekleniyor.

Emir Musa Paris 3’ten sonra Beyrut’a geri dönecek. Bundan sonda muhtemelen bütün partiler onun önerisi olan, “19+10+1” olarak bilinen paketi kabul edecekler.

Yirmi yıl önce, eski başkan Emin Cemayel Şiiler için bir sürekli pozisyon önerisinde bulunmuştu. Bununla birlikte cumhurbaşkanı yardımcısı olarak parlamentonun başını çekmeyi de önermişti. (Lübnan’da hiç daha önce var olmamış bir öneri).

Belki 19+10+1 ile Lübnan’da Şii’leri güç sahibi yapacak. Bu fikir tekrar gündeme gelse, Lübnan’daki karışıklık -ve kâbusun- sonu gelir.

23 Ocak 2007

Çeviri: Sümeyye Kavuncu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: