Lübnan’da Bir Konferans

Yarın farklılaşabilir; ancak öyle anlaşılmaktadır ki, bugünün dünyasında, işçi hareketinin temsilcileri olarak komünistler, çıkarları emperyalizmle çelişen daha değişik sınıf ve katmanların temsilcilerinden olan sosyalistler ve demokratlar kadar, aynı türden temsili niteliğe sahip belirli dinsel eğilimlerle de emperyalizme karşı birlikler oluşturabilecekler. Ve bu birlikler, işçi sınıfı ile ezilen halkların emperyalizme karşı birlik ihtiyacı kapsamında şekillenecek. Kim ki, bugünkü koşullarda ‘yobazlık’, ‘irtica’ vb. gerekçelerle bu tür birliklere karşı durur, bu karşı duruş, halkların talan, zorbalık ve esaretten kurtuluş ihtiyacına ve dünya devrimine karşı duruş olacaktır. Devrimci olmak ve devrimci kalmak, kapitalist gericiliğin irtica korkuluğuna kanmakla değil, anti-emperyalist mücadelede işçilerle ezilen halkları birleştirici çabayla olanaklıdır.

MUSTAFA YALÇINER

Lübnan’da bir konferans düzenlendi. Bir ilkti. Yeni bir türden, dolayısıyla ilginç olduğu kadar, önümüzdeki dönemin gelişmelerine işaret etmesi bakımından da önemliydi.

Benzerleri, koşullarındaki belirli farklılıklarla, geçtiğimiz yüzyılın başlarında düzenlenmişti. Biri, 1920’de Baku’da toplanan Doğu Halkları Kurultayı’ydı. Başta Ekim Devrimi’nin muzaffer Rusya’sınınki olmak üzere, komünist partilerle aralarında İslami nitelikli olanların da bulunduğu, ezilen ulusların örgütleri bir araya gelmişti Baku’da. Proletarya devriminin zaferi üzerinden toplanmıştı.

Beyrut’taki konferans ise, Lübnan Direnişi’nin İsrail saldırısını geri püskürterek kazandığı zafer koşullarında düzenleniyordu. Belli başlı iki düzenleyicisi vardı: Birkaç başka örgütle birlikte konferansa asıl niteliğini vererek çehresini belirleyen Hizbullah ve Lübnan Komünist Partisi.

Beyrut Konferansı, kuşkusuz Baku Kurultayı’ndan tayin edici güçlerin ağırlıklarıyla ayrılmaktaydı. Ancak en azından geleceğe yönelik gelişme belirtileriyle paralellikler taşımadığı da söylenemezdi.

Konferansın katılımcılarını, Ortadoğu’nun belirli dinsel eğilimli örgütleriyle Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın komünist, sosyalist, demokratik nitelikli örgütleri oluşturdu. Tek tek kişiler ve dayanışma örgütleri temsilcileri de katılımcıları tamamlıyordu.

Belirleyici birlik zemini, anti-emperyalist ve anti-Siyonist mücadeleydi. Özellikle Amerikan emperyalizmine karşıtlık öne çıkmaktaydı. Bu özellik, konferansın platformundan, konuşmalarına ve sonuç bildirgesine kadar damgasını vurdu. Bir diğer önemli özellikse demokrasi ihtiyacına yapılan vurgulardı.

Besmele ile başlayan konuşmalar da yapıldı, Marx’a ve Lenin’e atıflar da. Konferansta, şüphesiz, Lübnan’da İsrail karşısında kazanılan zaferdeki Hizbullah ağırlığı hissediliyordu. Ancak bu hissettiriş de emperyalizm ve özellikle Amerikan ve İsrail karşıtlığı üzerinden beliriyordu. Örnekse konferans salonunda İslami giyimli sadece bir tek katılımcı bulunuyordu. Aşağı yukarı tüm Lübnan’ı dolaşmamıza rağmen, karşılaştığımız ikinci İslami giyimli kişi, güneyde bir bölgede sınır boyuna ziyarette bulunan konferans katılımcılarına hitap eden Hizbullah’ın Güney Lübnan sorumlusuydu. Bir de H. Nasrallah’ı ‘Artık geri dönüş yok. Bir ulusal hükümet kurulmalıdır’ çağrısını yaptığı TV konuşmasında İslami giysileri içinde dinledik. Her üçü de ‘Seyit’tiler. Tanıdığımız bütün Hizbullah militanları dahil hemen herkes olağan biçimde giyinmişti. Örtünme, kadınlarda göze çarpmaktaydı.

Kıyafet sadece örnektir, yoksa tayin edici olan konferansın platformu ve konuşmalarıydı. Bir diğer önemli şey, komünist, sosyalist ve demokrat nitelikli katılımcılarla Hizbullah katılımcılarının birbirlerine saygılı yaklaşımıydı. Bu, özellikle, amaç ve hedeflerinde bir dizi temel farklılık bulunduğundan şüphe duyulamayacak Lübnan Komünist Partisi ile Hizbullah arasındaki ilişkide yansımaktaydı. İki örgüt konferansı uygun ve verimli biçimde organize etmeyi başarmışlardı ve zaten Lübnan Direnişi’nin iki müttefiki durumundaydılar.

Yarın farklılaşabilir; ancak öyle anlaşılmaktadır ki, bugünün dünyasında, işçi hareketinin temsilcileri olarak komünistler, çıkarları emperyalizmle çelişen daha değişik sınıf ve katmanların temsilcilerinden olan sosyalistler ve demokratlar kadar, aynı türden temsili niteliğe sahip belirli dinsel eğilimlerle de emperyalizme karşı birlikler oluşturabilecekler. Ve bu birlikler, işçi sınıfı ile ezilen halkların emperyalizme karşı birlik ihtiyacı kapsamında şekillenecek. Kim ki, bugünkü koşullarda ‘yobazlık’, ‘irtica’ vb. gerekçelerle bu tür birliklere karşı durur, bu karşı duruş, halkların talan, zorbalık ve esaretten kurtuluş ihtiyacına ve dünya devrimine karşı duruş olacaktır. Devrimci olmak ve devrimci kalmak, kapitalist gericiliğin irtica korkuluğuna kanmakla değil, anti-emperyalist mücadelede işçilerle ezilen halkları birleştirici çabayla olanaklıdır.

Kaynak: Özgür Gündem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: