Lübnan bir oyuna kurban gidiyor

Rami G. Huri*

Suikastların uzun yıllardır siyasi hayatın bir parçası olduğu Lübnan’da Sanayi Bakanı Pierre Cemayel’in öldürülmesi maalesef bir yenilik değil. Ancak bu son suikast geçtiğimiz yıldan bu yana tanık olduğumuz daha geniş bölgesel ve küresel çarpışmanın yansıması niteliğinde, Lübnan’daki mevcut gerilimleri hızlandırıp daha da şiddetlendirecektir.

Buradaki asıl mevzu, Şubat 2005’te eski başbakan Refik Hariri’yi öldürtmekle suçlanmasından üç ay sonra Lübnan’daki birliklerini çekmesine rağmen Suriye’nin bu ülke üzerindeki tartışmalı etkinliğinin sürmesi. Uluslararası kınamaların ve Suriye, İran ve Hizbullah karşıtı suçlamaların hızlı ve güçlü biçimde artması, çatışmanın sadece Lübnan’daki yerel güçlerce yönlendirilmeyeceğine işaret ediyor.

Suriye yanlıları kınadı

Gelişmeler Lübnan’daki başlıca siyasi tarafların bugün hâlâ Suriye yanlısı veya karşıtı olarak tanımlandığını gösteriyor. Suikastın ardından ortaya çıkan ilk öfke de, Suriyeliler ve onların Hizbullah, Cumhurbaşkanı Emil Lahud ve Hıristiyan lider Michel Aoun gibi Lübnan’daki müttefiklerine yöneldi. Bu kişilerin hepsi suikastı kınayıp, suçsuz olduklarını açıkladı ve sükûnet çağrısı yaptı.

Son suikast, Hariri’nin öldürülmesinin ardından gelen 19 ay içinde seçkin Hıristiyan medya mensupları ve siyasetçilere karşı düzenlenen yarım düzine saldırı ve cinayetle aynı doğrultuda. Genç Pierre Cemayel deneyim ve etkinlik açısından önde gelen bir siyasetçi değildi. Fakat Hıristiyan ve Lübnan milliyetçisi bir soydan gelmesi, büyük ölçüde Hıristiyanların yönlendirdiği Suriye karşıtı ve Batı yanlısı kampı öfkelendirmeyi amaçlayanlar için onu önemli bir sembolik hedef haline getirdi.

Pek çok gözlemci Lübnan’daki seri siyasi cinayetlere dair BM soruşturması kapsamında yoğun tetkiklere maruz kalacağını düşünerek, Suriye’nin böylesi kaba bir cinayetten nasıl çıkar sağlayacağını anlamakta güçlük çekiyor. Öte yandan, Suriye muhalifleri, Şam yönetiminin eskiden sahip olduğu Lübnan’ın efendisi konumuna dönebilmek için Lübnan’daki siyasi sınıfı sistematik biçimde teslimiyete kadar terörize etmeye ve sindirmeye çalıştığını söylüyor.

Asıl sorun suçluluk veya masumiyet değil. Sorun aslında Lübnan’ın ruhu ve siyasi sisteminin denetimine dair yürütülen ideolojik savaş ki, bir tarafta Arabizm ve İslamcılık, diğer tarafta Batı yanlısı kozmopolitanizm bulunuyor. Bu savaşın sonucu gelecek yıllarda Beyrut’tan ziyade Suriye, İran ve Washington’daki gelişmelerle belirlenecek.

Şu aşamada, bu son suikastın ülkedeki korkunç şiddet sarmalı ve infilak etmesi muhtemel gerilimleri taşıran son damla olmasından korkuluyor. Zira İsrail’e karşı verilen şiddetli savaş, başta Şii yerleşim bölgeleri gelmek üzere altyapının maruz kaldığı geniş çaplı yıkım, iç politikadaki tehditler ve çatışmalar, Hizbullah yanlısı altı bakanın istifasıyla kötürüm kalan kabine, kitlesel sokak gösterileri, durgunluktaki ekonomi, Ortadoğulu ve Batılı ülkelerin daha bariz siyasi müdahaleleri, Kaide uzantılarının giderek güç kazandığına dair endişeler ve cumhurbaşkanı ve kabinenin meşruiyeti hakkındaki ağız dalaşının yeniden başlaması nedeniyle Lübnan son aylarda pek çok yara aldı.

Bunların üstüne siyasi cinayetlerin tekrar başlaması, siyasetin ana fay hattı doğrultusunda parçalanması, yani, Hizbullah ve müttefikleri çevresinde gruplaşan Suriye yanlılarıyla Hariri, ABD destekli Başbakan Fuat Sinyora ve onun 14 Mart koalisyonu etrafında toplanan Suriye muhaliflerinin karşı karşıya gelmesi riski yaratıyor.
Hizbullah geçtiğimiz aylarda siyaseten meydan okuduğu Sinyora hükümetini ABD kuklası olmakla suçladı, hükümetin Hizbullah ve müttefiklerine daha fazla söz hakkı verecek şekilde gözden geçirilmesini talep etti. Bu hamlenin öncelikle Hariri ve diğer suikastlar nedeniyle suçlanacakların yargılanacağı uluslararası mahkemenin kurulmasını güçleştirmeyi amaçladığına dair yaygın spekülasyonlar var.

ABD ve diğer Batılı ülkeler Sinyora hükümetini şiddetle destekliyor, tıpkı yazın Hizbullah’a yönelik askeri harekâtı sırasında İsrail’i destekledikleri gibi. Hariri suikastına dair BM soruşturması ve kurulacak yeni uluslararası mahkemenin Suriye rejimini ve Lübnan’daki sorunlar nedeniyle suçladıkları Suriye güvenlik sistemini çatırdatmasını, en azından daha ılımlı hale getirmesini umuyorlar.

Her şey ABD’nin tavrına bağlı

Bugünkü asıl kaygı Cemayel suikastının ülke içindeki gerilimleri artırıp şiddete dönüşmesine kapı aralayacak biçimde Hizbullah ve Suriye karşıtı öfkeyi tetiklemesi, aynı zamanda Amerika’nın Hizbullah destekçisi Suriye ve İran’la diplomatik çatışmasını da artırması.

Washington, Irak’tan incelikle sıyrılmak için Suriye ve İran’a ihtiyacı olduğuna kanaat getirirse, bu konudaki tavrını yumuşatabilir ki, bu durumda Lübnan da Şam yönetimiyle kendi çıkarları doğrultusunda anlaşan ABD’den ancak sözlü bir destek alacaktır. Pek çok Lübnanlının en büyük korkusu bu, özellikle de Washington’ın ülkelerinin egemenliği ve güvenliğine yönelik taahhüdünün bu yazki İsrail saldırıları sırasında geçici olarak kış uykusuna daldığını gördükten sonra. Her halükârda önümüzdeki günlerde Lübnan’ı ve bölgeyi çalkantılı günler bekliyor.

Çeviri: Radikal Dış Haberler

The Middle East Online, Londra merkezli internet haber sitesi,

* 2006 Pax Christi Uluslararası Barış Ödülü’nü aldı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: