Lübnan’dan Kalanlar

Hülya Osmanağaoğlu/SDP

Direniş ve Zafer

Lübnan’da düzenlenen konferansı duyduğumda ABD ve İsrail’e karşı “direnenleri” görmek istediğime karar vermiştim. Döndüğümde ise ABD ve İsrail karşısında “zafer kazananları” anlatıyorum.

Lübnan’daki direnişin iki ortağı Hizbullah ve Lübnan Komünist Partisi, ideolojik farklılıklarına rağmen İsrail saldırılarından önce de var olan ittifaklarını, direnişin zaferiyle taçlandırarak, adeta tüm Ortadoğu’da BOP’a karşı mücadelenin önderliğine soyunduklarını ilan ettiler. Hizbullah Güney Lübnan sorumlusu Şeyh Nebil Kavuk’un Filistin’le dayanışmayı yükselteceklerine ilişkin sözleri, Konferansın sonuç metninde Irak ve Filistin direnişlerinin birlikte selamlanması, uluslararası bir anti-emperyalist mücadelenin örgütlenmesi için yürütülen tartışmalar, yeni bir Ortadoğu’nun, BOP’un değil ezilen halkların mücadelesinin izlerini taşıyacağı umudunu yeşertmeye yetti.

Hizbullah

Konferans dışında düzenlenen Güney Beyrut ve Güney Lübnan gezileri direnişin büyük, güçlü ve muzaffer grubu Hizbullah’ın Batı dünyasının “halkla ilişkiler” konseptini ne kadar içselleştirdiğinin göstergesiydi aslında. Güney Beyrut’ta bombalarla yerle bir edilmiş bir mahallenin tüm ahalisinin kent çevresindeki mahallelere yerleştirildiğini, aile başına yıllık 8-12 bin dolar yardım aldıklarını ve bir yıl içinde de evlerinin yeniden yapılacağını duymanın verdiği şaşkınlık, daha derinlemesine bir sorgulama yapmayı, değil o anda birkaç gün sonra bile, zorlaştırdı. Evet, Hizbullah o mahallede kurduğu komite aracılığıyla savaşın tüm zararlarını telafi etmeye çalışıyor… Güney Lübnan’da savaş bölgesinden göç edenlere gerekli yardımlar ulaştırılmakta… Kısacası silahlı mücadeleyi kazandıkları gibi toplumsal zararları da telafi edeceklerine ilişkin oldukça inandırıcı açıklamalar yaptılar. Ancak ilk şok ve hayranlık duygusunu geride bıraktığımızda akla gelen sorulara bulamadığımız yanıtlar, direnişe değil ama Hizbullah’a daha eleştirel gözle bakılması gerektiğini ortaya çıkarıyor. Kuşkusuz Hizbullah gerek Güney Beyrut’ta gerekse Güney Lübnan’da halk arasında en güçlü örgütlenmeye ve desteğe sahip. Ancak, kendi örgütlü oldukları mahallelerde halkla, örgütlü olmadıkları halde imarına katkı yapacaklarını söyledikleri diğer mahallelerde ise başka örgütlerle birlikte, komite kurmayışları ve bu türden soruları geçiştirmeye çalışmaları dikkat çekici. Sorulara sadece yetkililerin cevap vermesi, tüm bu geziler/incelemeler boyunca sınırdaki köy dışında halkla hemen hemen hiçbir gerçek temasın söz konusu olmayışı, Hizbullah’ın merkezi otokontrol anlayışı konusunda bir takım fikirler veriyor (tabii ancak döndükten birkaç gün sonra).

Komünistler

Gerek konferansta gerekse özel görüşmelerde LKP ve Hizbullah yetkililerinin yaptığı açıklamalar kızıl-yeşil ittifakının nasıl gerçekleştiğini açıklar nitelikte. En önemlisi, LKP’nin de en güçlü olduğu yerin, Lübnan Ordusunun giremediği, Hizbullah’ın denetimindeki Güney Lübnan olması ve üyelerinin yüzde yetmişini Müslümanların oluşturması. Ki bu bir “takiyenin” söz konusu olamayacağını gösteriyor. Zira Hizbullah zaten hem merkezde hükümete ortak olmuş hem de yerelde iktidar ve de komünistlerin örgütlenme özgürlüğünü sınırlandırmıyor. İki örgüt arasındaki ideolojik farklılıklar bir yana güncel politik tutumlar arasındaki farklılıklar dahi ittifakın önünde engel oluşturmamış. Hizbullah’ın en hafif deyimle İslami referanslı bir örgüt olması, Amerikancı güçlerle birlikte hükümette yer alması ve ateşkesin bir tarafı olarak BM gücünün Lübnan’a gelişine onay vermesi, LKP’nin, ulusal bir hareket olarak gördüğü Hizbullah’la ittifaktan imtina etmesine neden değil. Tabii LKP’nin Hizbullah’la kurduğu ittifak sonucunda gerçekleşen direnişi alkışlarken, dolaylı da olsa, Türkiye’ye ilişkin kimi analojiler yapmak kaçınılmaz oluyor. Belki de sosyalistler olarak, Türkiye’deki anti -emperyalist mücadelenin politik temellerini, Lübnan’daki direnişe gösterilen dayanışma ve hoşgörü kadar, yaşadığımız topraklarda Kürt Hareketiyle kurulacak eşit haklı, dayanışmacı, ortak mücadele zeminlerine (daha çok) dayandırmaya çalışmak gerekiyor. Kaldı ki AKP ve Ordu’nun, ABD ile Lübnan’a asker gönderme pazarlıklarını PKK’nin tasfiyesi üzerine yapmış olması, Sosyalist Hareketin Kürt Hareketiyle yaratacağı ortak mücadele zeminlerinin Ortadoğu bağlamında da önem kazandığı göstermekte.

Kadınlar Vardır

“Modern Batı” 11 Eylül sonrası, İslam fobisini Müslüman kadınların yaşam tarzına gösterdiği tepkiyle ifade ederken, Müslüman halklar da emperyalist kültür hegemonyasına karşı mücadeleyi, geleneksel kadın rollerini, kimi rötuşlarla, yücelterek vermeyi tercih ediyorlar. Aslında sömürgeciliğe karşı mücadelenin retoriği tekrarlanmakta: İşgalciye boyun eğmeme mücadelesi kadınların en geri patriarkal değerlere hapsolmasıyla sonuçlanır, aynı Cezayir’in Fransız sömürgeciliğine karşı verdiği savaşta olduğu gibi.

Beyrut’un Hizbullah kontrolündeki kesimlerinde çok sayıda başı açık kadına rastlarken (halkla ilişkiler çalışmasının belki de en çarpıcı unsuru, göbeğini açıkta bırakan bir t-shirt giymiş genç kadının, Hizbullah bayrağı sallayan resmiydi) Güney Lübnan’da hiç başı açık kadın görmedik. Kuşkusuz başörtüsü tek başına kadınların o toplumdaki koşullarını açıklamaz ama kimi veriler sunar. Bir zorlama olmasa dahi toplumsal değer yargılarının kadınların yaşam tarzları üzerindeki belirleyiciliğini ifade eder. Hizbullah sözcüsü Al Fayad konferansta cinsiyet ayrımcılığına karşı olduklarını ve kadınların hayatın her alanında yer aldığını, çalışabildiğini, mücadeleye katıldığını anlattı. Gördüğümüz yabancı dil bilen, heyetle yakın temas kuran, Hizbullahçı kadınlar da bu anlatımın canlı rol modelleriydi sanki. Ancak kadın kurtuluş mücadelesinin tarihi, direniş ve zafer günlerinin “cinsiyetsiz” kadın militanlarının barış günlerinde geleneksel kadınlık rollerine nasıl geri döndürüldüklerinin de tarihidir. Bu reel sosyalizm deneyimlerinde de böyle yaşandı ulusal kurtuluş mücadelelerinde de. Müslüman kadınların kamusal alanda yer alabilmesi, muhtemelen, Hizbullah’ın cinsiyet ayrımcılığına karşı tepkisi! kadar Lübnan’ın çok kimlikli çok kültürlü yapısından da besleniyor. Zira kadınların kamusal alandaki görünürlükleriyle övünen İslamcı Hizbullah’ın, örneğin ailedeki kadınlık rollerinin değişimine ve dönüşümüne imkan verecek toplumsal düzenlemelerin önünü tıkayacağı kesindir. Bu nedenle feministlerin ve sosyalistlerin, BOP’a, Amerikan hegemonyasına ya da İsrail’e karşı kazanılacak topyekun bir zaferin sonrasına ertelenmeyecekse, Lübnan’da kadın kurtuluş mücadelesinin, bugünlerde direnişini alkışladığımız Hizbullah’a “rağmen” verileceğini unutmaması gerekiyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: